Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
ŞAVŞAT’TA YAYLAYA ÇIKMA ZAMANI
389732029_SavsatliHYm5VnbI6S
Yaylalara Çıkma Zamanı Başladı

Son yılların en çetin kışının yaşandığı Şavşat'ta havaların yavaş yavaş mevsim normallerine dönmesiyle yaylacılar yaylalara çıkmaya başladı…
Yaylalardaki karın erimesiyle çevre illerden birçok yaylacı, hayvanlarının verimini artırmak amacıyla Şavşat'a akın etti. Şavşat'ın birçok yaylasına yerleşen yaylacılar, "Her sene havalar ısınmaya başladı mı yaylalara çıkıyoruz. Buradaki hava ve otlaklar hayvancılık için daha verimli oluyor. Kaldığımız köyler çok sıcak.
Yaz dönemlerinde yaylaların havası serin olduğu için hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvanların verimi için çok daha iyi" dedi.
Yaylacılar; "Yaylacılık, çok eski yıllardan günümüze kadar devam eden bir gelenek ve yaşam biçimidir. Arazinin konumu hayvanlar için yeterli beslenmeye elverişli olmaması ve aşırı sıcaklar, yaylaya çıkış sebebidir. Yaylalara çıkmakla, hem hayvanların daha iyi beslenmesi hem de yağ, peynir ve çökelek elde etmek amacı taşınır. Ancak bugün yaklaşık 8 yıl öncesine kadar bütün canlılığı ile devam eden yayla yaşamı kaybolmaya yüz tutmaktadır. Büyük şehirlere göçle birlikte tarım ve hayvancılıktan kaçış, yaylacılığın sonunu getirmektedir. Her ne kadar yaylalara çıkıyorsak da, o eski canlılığı bulmak mümkün değil." diye konuştular. Yaylaya çıkma hazırlıkları yapan yaylacılar, yaylalara 10-12 yıl önce 30 hane 40 hane olarak geldiklerini, bugün ise sadece 3-5 haneye düştüklerini sözlerine eklediler.
İlçemizde son yıllarda gurbette yaşayıp da memleketiyle bağlarını koparmayan yöre insanının, biraz da eski yılların özlemiyle tatillerini geçirmek, büyük şehirlerin gürültüsünden kurtulmak ve doğayla baş başa kalmak için yaylalara çıkmaya başladılar.
Köylerde yaşayan yaylacılar yayla hazırlıklarını tamamlamanın heyecanını yaşayarak kimisi yaylalara çıkarken kimisi de yakın günlerde çıkacaklarını belirttiler.
Karadeniz köylüsü, büyük ve küçükbaş hayvanlarını daha iyi şartlarında besleyebilmek ve ot kesip stoklayarak kışlık saman ihtiyacını biriktirebilmek amacıyla orman örtüsünün sona erdiği 1000-1500 metre yükseklikteki yaylalara Nisan-Mayıs ortalarında başlayan ve Ekim ayı sonuna kadar süren mevsimlik göç gerçekleştirmektedir.
Yaylası yüksek rakımlı olan köyler yaylaya çıkmadan 1 hatta 2 ay kadar önce Kışla adı verilen alçak yaylalarda konaklamakta, çayır biçmenin yanı sıra lahana, soğan, kartopi (patates) ekimiyle küçük çapta sebzecilik ve arıcılık yapmakta, ısınan havanın yayladaki karı yerden kaldırmasını bekledikten sonra daha yüksek ve serin olan yaylalara çıkmaktadır. Bazı Şavşat köylerinin Haziran ayına dek kışlalarda  bekledikten sonra Arsiyan, Cin dağı Bilbilan Yaylası Yalnızçam dağı, Tavkala yaylası ,Saha dağı gibi yüksek yaylalara çıktığı ve Ağustos sonunda havalar soğumaya başladığı anda tekrar kışlaya  veya köylerine dönmesi örneğinden de anlaşılacağı gibi yaylada geçirilen süre yaylanın yüksekliğiyle ters orantılıdır. Kimi yaylalar tek bir aile ya da köye, bazı büyük yaylalar birden çok köye hisselidir. Günümüzde pek çok yörede yaylacılık ekonomik ihtiyaçtan ziyade, 20-25 yıl öncesine göre hayvan varlığının dörtte üç oranında azalmasının da etkisiyle sayfiye amaçlı gerçekleştirilmektedir. Karadeniz köylüsünün yaylacılık geleneği ve yarı göçebe yaşam tarzını belirli bir dönemde öğrenmiş olduğuna dair hiç bir yazılı kaynak veya sözlü efsane bulunmamasından çağlardır sürdürdüğü geleneksel yaşam tarzı olduğunu anlaşılmaktadır.

Göç öncesi

Yaylaya çıkış zamanı geldiğinde aynı yaylayı kullanan aileler hatta büyük yaylalarda mahalle ve köyler müşterek bir çıkış günü tespit etmektedir. Günümüzde Traktör ve  kamyonlarla hatta Minibüslerle gidilmesine karşın geçmişte tüm gün yürümek zorunda kalındığı için göç öncesi kış boyunca ahırda hareketsiz kalmış sığırlar ile yük veya binek hayvanı olarak öküz at veya katır kullanılacaksa onlarda dışarı çıkarılıp gezdirilerek uzun yola hazırlanmaktaydı. Son gün yolda yenilecek azıklar hazırlanmakta, lazut ekmeği, peynir ekmek soğan vs ile doldurulmakta varsa sulu yiyecekler kapaklı tencerelere doldurulmakta, diğer eşyalar ise kadınlarca sırt sepetlerinde taşınmaktaydı. Yola çıkanlar çocuklar dahil temiz ve yeni elbiseler giymekte pek çok yöredeki kadınlar ziynet eşyalarını bile takmaktaydı.

Göç zamanı
Şafak sökmeden kalkılıp tüm hayvanlara bir miktar ot ve su verilmekte, sığırların boyunlarına ip bağlanıp, zil, çıngırak ve kelek denilen çanlar, nazarlıklar, boncuklu süs ve püsküller takılarak süslenmekteydi. Şafak vakti köy meydanı veya yayla yolunun başlangıcında buluşan köylüler geleneksel güzergah üzerinden topluca yola koyulmaktaydı.
Derelerin şırıltısı, rüzgarların uğultusu, hayvanların boynundaki zillerin, keleklerin şıngırtısının yanı sıra yöresine göre davul, zurna, kaval veya tulumun eşlik ettiği atma türküler söyleyerek yol alan kafile, düzlüklerde molalar vererek hem hayvanların otlayıp, su içmesini hem de azıklarda taşınan yiyeceklerin tadına bakarak dinlenmekteydi. Yaylası uzak göççüler akşamı toplu halde hanlarda konaklayarak geçirmekte, ertesi sabah yola çıkana dek sığırları han dışındaki kazıklara bağlamaktaydı. Yaylada ot kesecek, hayvanlarından süt sağarak peynir ve yağ hazırlayacak yaylacılar dışında sadece kafilenin güvenlik içinde yaylaya varmasını sağlamak için yolculuğa eşlik edenler de bulunmakta olup, bunlar yaylaya vardıktan sonra birkaç gün daha kalıp, yayla evinin onarım ve temizlenmesi işlerine yardım edip, dinlendikten sonra geri dönmekte, belirli dönemlerde veya yayla inişi sırasında tekrar gelerek yayla dönüşüne de refakat etmektedirler.
Yolculuk sırasında sığırların "gözüne perde inmesi", dik yokuşlarda "tıkanmaları" veya "dağ tutması" adı verilen durum sık görülen rahatsızlıklar olup, sorunları aşmakta gözün perde inen kısmına nişadır sürülmesi, tıkanan hayvanın dinlendirilmesi veya itilerek yürümeye zorlanması, dağ tutan hayvanın ise kulağının veya kuyruk altının kesilerek kan akıtılması gibi geleneksel usuller kullanılmaktaydı.
Yayla evi
Yaylaya çıkanların ilk işi evin kış boyunca kar ve rüzgardan tahrip olan kısımlarını onarmak, varsa sütlük, terek adı verilen yerlerin ve hayvanların barınaklarının (Ağıl) düzeltmekti. Yayla evleri, ormana yakın alanlarda ahşap, ormana uzak buzul vadilerinin yukarı kesimlerinde yığma taş, her iki malzemeden de temin edilebildiği yaylalarda "ağıl" olarak adlandırılıp "yaylım" adı verilen yayım yerinden dönen sığırların muhafaza edildiği zemin kısmı taştan, insanların yatak odaları ile yağ ve peynirlerin saklandığı sütlük ve ot deposu olarak kullanılan odaları içeren üst bölüm ise ahşap geçme olarak inşa edilmektedir. Yapının üzeri hartama veya bedavra adı verilen çam ağacından ince levhalar ile örtüldükten sonra hartamaların üzerine taş ağırlıklar konarak veya toprak serilerek çatı sabitlenmektedir. Taş olan dış duvar dibinde yemek pişirmek amaçlı bir ocak bulunmakta, aşana olarak da isimlendirilen bu bölümde kap-kacak koyulan bir dolap raf ve suluk bulunmakta, pencere diplerine yatak olarak kullanılan sedirler serilmektedir. Oturak olarak da yuvarlak odundan kesilmiş koteta veya elle yapılmış iskemleler hazırlanırdı. Küçükbaş hayvancılık yapılan yaylalarda koyunlar ahır yerine "ber" adı verilen üstü açık tek kapılı taş yapılar içerisinde yatırılmaktadır. Günümüzde yayla evi yapımında taş yerine çimento, demir, tuğla ve briket, çatı kaplama malzemesi olarak da hartama yerine oluklu çinko levhalar ve kiremitte kullanıldığı geleneksel dokunun bozulduğu görülmektedir. Yaylanın yüksekliği ve fiziksel özelliğine göre evler toplu veya dağınık yerleşim gösterebilirse de çoğunlukla her evin etrafında kendine ait bir çayırlığı bulunmakta, kötü havalarda sığırlar buraya salınmaktaydı.
Yaylada Yaşam
Sadece ekonomik amaçlarla çıkılan yaylalarda erişkin erkek ve kadınların köyde tarımsal faaliyetlerine devam etmesi yüzünden yaşlı ve çocuk nüfusuyla dikkat çekerken, yaylada işleri yapan kişi ise evin yaşlı hanımı Şaşort veya Şaşaortiler olurdu. Yanındaki küçük çocuk ise morbet olarak adlandırılırdı. Sabahları sağılan sığırlar otlamaları için salınmasına karşın yayım işi ot kaynağının tüketilmemesi için belli bir düzen dahilinde gerçekleştirilmekte, köylülerin tümünü ilgilendiren diğer işler çoğunlukla imece ile halledilmektedir. Bazı alanların verimsizleşmesi üzerine ortak kararla "koru" adı verilen bu bölgelerde 1 ay süreyle hayvan otlatılması yasaklanarak yeniden çayır çıkması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Ağustos ayı gelip etrafı çevrilmiş alanlarda iyice gürleşen otlar sararmaya başlamadan biçimine başlanmakta, gün boyu çalışan yaylacılar yorgunluklarını akşam düzenlenen türkülü, horonlu eğlencelerde atmaktadır. Şavşat'ta "Pancarci veya Meydancık yöresinde ise Maryoba” adı verilen yorucu çayır biçim işi bittikten sonra yapılır. Yaylada şaşortiler ve köy halkı Pancarciyi dört gözle bekler dinlenme ve hasret giderme amaçlıydı. Pancarcılarda geziler davullu zurnalı eğlenceler yapılırdı. Karşılıklı türküler ayrı bir renk katardı.
Yaylaya inen dumanın uzun süre kalkmaması durumunda köyün gençleri çeşitli  "güneş duası" olarak da adlandırılabilecek bir ritüel düzenlemekteydiler. Gelenek bir çalı süpürgesini insan gibi giydirilmesi, bazı tekerlemeleri söylenerek köy evlerinin dolaşılıp, un ve yağ toplayarak kuymak hazırlaması ve bu kuymağın eğlenerek hep birlikte yenilmesi aşamalarından oluşmaktaydı. Gelenek Anadolu, Ermenistan ve Azerbaycan'da yağmur yağdırmak amacıyla gerçekleştirilen Kosa-kosa, Köse, Köse Geldi, Köse Oyunu adlarıyla bilinen seyirlik oyun ve ritüel ile ilişkili olmalıdır.
Yayla Şenlikleri
Yaylaya çıkılmasından hemen sonra refakatçiler köye dönmeden, Çayır biçmek işi sırasında ve refakatçilerin son kez yaylaya geldiği köye dönüş öncesinde günümüzde bazıları turistik nitelik kazanmış müzikli, horonlu birer şenlik düzenlenmesi de adettendir. Özellikle Temmuz ortasına doğru Pancarcı veya Maryoba adı verilen şenlikler coşkulu kalabalıklarca kutlanmaktaydı.
Dönüş Zamanı
Sonbahar mevsimi ile hava soğumaya, otlar sararmaya, su kaynakları tükenmeye başlayıp göç kovan/vargit çiçekleri, sarıçiçekler açmaya başladığında refakatçiler köyden yaylaya çıkmakta, yayla evi gelecek yıla değin kapatılırken yaz boyu biriktirilen yağ, peynir,  gibi süt ürünleri ile birlikte köye dönülmektedir. Eve dönen yaylacıların getirdiklerine karşılık "kete" ikram edilerek ödüllendirilmesi de adettendi.
Köye gelirken at ile gelen Şaşortinin yolu kesilince Şaşortide kendisinin yolunu kesen kişiye kete veya gevrek vermesi de adettendi. Ayrıca yayla indiğinde yaylada yoğrulan gevreklik hamur evin gelini tarafından pişirilir ve komşularda davet edilerek afiyetle yenilirdi.

 

BİLGİLER
tarafından 21 Haziran 2012 - 09:18 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 703 kez Okunmuştur.
ETİKETLER
PAYLAŞ
Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

    turan altun sorsel Yorum 16:51 Haziran 24th, 2012 de Yazılmıştır..

    NERIMAN VE UĞUR KARDEŞİMİZE MUTLULUKLAR DİLİYORUM .

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
Ziyaretçilerimiz
Sohbet

You must be signed in to post a comment
Yöresel Müzikler

 Müzikleri Yeni Pencerede Dinlemeye Devam Et

ARTVIN için 5 Günlük Hava Tahmini
Şehir Değiştir:
Temmuz 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Haz    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Son Yorumlar | En Çok Okunan Yazılar
Faydalı Linkler

Login